Kuş Tüyleri
Kuşlardaki Mucizevi Özellikler
Kuşların Dünyası
Yarasaların Muhteşem Radarları
Kuşlar Dengelerini Nasıl Sağlar?

Belgesel - Kuşlardaki Mucize

7 Mayıs 2010 Cuma

ARCHAEOPTERYX BİR ARA GEÇİŞ FORMU DEĞİLDİR


Darwin 1859'da Origin of Species (Türlerin Kökeni) isimli kitabını yayınladıktan sonra, onun iddialarını doğrulayacak ara geçiş formu arayışı başlamıştı. 1861'de Bavaria'daki Solenhofen kalkerlerinde bulunan ilk Archæopteryx fosili de, Darwinistler için teoriyi ayakta tutacak kurtarıcı bir fosil olarak görüldü. "Eski zamanlardan kalma kanat" anlamına gelen Archæopteryx'in iskeleti, nadir bulunan, çok kıymetli bir fosil olarak bir banka kasasında koruma altına alındı. 30 cm uzunluğunda, bir karga büyüklüğünde olan bu fosilin Darwinistler için önemi, fosil üzerindeki kuş ve sürüngene ait olduğu iddia edilen özelliklerden kaynaklanmaktaydı. Bir tür heves ve ön yargı ile bu fosil bir ara geçiş formu olarak sunuldu ve evrim teorisine kesin bir delil gibi yansıtılarak birçok müze sergisinde ve ders kitaplarında yerini aldı. Ancak bu fosilin yorumu hakkında yapılan eleştiriler ve ortaya konan çelişkiler duymazlıktan gelindi.

ARCHAEOPTERYX FOSİL ÖRNEKLERİ



Archæopteryx türüne ait 7 fosil örneği bulunmuştur. (Bunlara tek tüy fosili dahil değildir.) Bu fosillerin açıklamaları şöyledir:


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/77.jpg
Maxburg Örneği
1958'de (Londra türü gibi) Langenaltheim yakınlarında bulundu; 1959'da Heller tarafından tanıtıldı. Tür, yalnızca gövdeden oluşuyordu. Şu an nerede olduğu bilinmemektedir.

Haarlem veya Teyler Örneği
Tür, tüyden 5 yıl önce 1855'de Reindenburg yakınlarında bulundu. Ama bir müzede kaldı ve von Meyer tarafından Pterodactylus olarak sınıflandı. 1970'de Ostrom tarafından fosilin yeniden incelenmesi, tüylerini ve gerçek kimliğini ortaya çıkardı.

Solnhofen-Aktien ve Verein Örneği
1993'te P. Wellnhofer yeni bir tür tarif etti: Archæopteryx bavarica. Bu türün küçük sertleşmiş bir göğüs kemiğine ve farklı bir tüy görüntüsüne sahip olduğu rapor edildi.

Solnhofen Örneği
1960'larda Eichstatt yakınlarında bulundu ve 1988'de Wellnhofer tarafından açıklandı. Bu tür, başlangıçta Compsgnathus olarak tanımlandı, ama daha sonra Archæopteryx lithographica olarak tekrar sınıflandırıldı.

Eichstatt Örneği
Bu tür, 1951'de Workerszell tarafından bulundu ve Almanya'daki Münih Paleontoloji Müzesi'nden Peter Wellnhofer tarafından açıklandı. Bu fosil, türlerin en küçüğüdür; diğerlerinin üçte ikisi ölçüsündedir. Archæopteryx türünden çok farklı olmasına rağmen yine de bir Archæopteryx lithographica'dır.

Berlin Örneği
1877'de Blumenburg yakınlarında çıkarıldı ve bu Archæopteryx fosili 1884'te W. Dames tarafından sunuldu. Archæopteryx örnekleri içinde en ünlüsüdür. Bunun, Londra türünden daha iyi bir tür olduğu düşünüldü, çünkü (ne kadar parçalanmış olsa da) tam bir kafaya sahipti. Sonunda Berlin Müzesi'ne satıldı.

Londra Örneği
1861'de Langenaltheim yakınlarında bulundu, bu Archæopteryx fosili, Hermann von Meyer tarafından aynı yıl açıklandı. Bu ve Berlin türü, en iyi bilinen Archæopteryx fosilleridir. Sonunda amatör bir fosil bilimci olan Dr. Carl Haberlein tarafından İngiliz Müzesi'ne satıldı.
Archæopteryx'in kendine özgü birtakım özellikleri, onun evrimciler tarafından sürüngenlerden kuşlara bir geçiş canlısı olarak yorumlanmasına sebep oldu. 150 milyon yıllık, soyu tükenmiş bir kuşa ait olan bu fosilin, kuşlardan çok uzun zaman önce yaşamış, yarı sürüngen-yarı kuş özellikleri taşıyan bir canlıya ait olduğu öne sürüldü. Archæopteryx'in ön kollarındaki tüylü pençeler, ağzındaki dişler ve kemikli sürüngen benzeri kuyruğu, evrim teorisinin taraflı yorumlarına maruz kaldı. Söz konusu benzerlikler nedeniyle Archæopteryx'in dinozorlardan türediği fikri, ilk kez 1870'de Darwin'in fikirlerinin savunucularından olan Thomas Huxley tarafından ortaya atıldı. -Richard Milton, Shattering the Myths of Darwinism, Park Street Press, Rochester, Vermont, 1997, s. 1. 
Evrim teorisine göre Velociraptor veya Dromaeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, ağaçların yüksek dallarından avlarının üstüne atlarken, zamanla kanatlanıp uçar hale gelmişti. Archæopteryx, sözde dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk türdü. Bu hikaye hemen her evrimci yayında yer alır. Oysa Archæopteryx fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler, bu canlının kesinlikle bir ara geçiş formu olmadığını, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunu ispat etmektedir. Archæopteryx'in günümüz kuşlarından farksız bir iskelete, tüy yapısına ve uçuş kaslarına sahip olduğu ve başarılı bir biçimde uçtuğu, bugün bilim dünyasının ortak kabulüdür. Ayrıca bilimsel değerlendirmeler kanıtlamıştır ki, Archæopteryx sahip olduğu göğüs kemiği ve asimetrik tüy yapısıyla  tam olarak uçucu bir kuştur. Genel evrimci iddiaların aksine, dişlerinin bulunması ise onun bir dinozor olduğunu göstermez. -Richard L. Deem, "Demise of the 'Birds are Dinosaurs' Theory"; http://www.direct.ca/trinity/dinobird.htm
Kısacası Archæopteryx birtakım özgün özelliklerinden dolayı, yarı sürüngen-yarı kuş bir "ara form" olamaz. Özellikle 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili, bu konuyu kesinleştirmiş, daha önce "sürüngen benzerliği"ne dayanarak ortaya atılan evrimci iddiaları çürütmüştür. Bilim yazarı Richard Milton da Archæopteryx hakkındaki iddiaların geçersizliğine şöyle değinmektedir:
Kuşkusuz Archæopteryx keşfedilen önemli bir fosil olsa da, şu anda bu önemin tam olarak ne olduğunu söylemek güçtür. Daha da önemlisi; Darwinistler için bunun, doğal seçmeyle birlikte yürüyen rastgele genetik mutasyon mekanizmasını desteklediğini ileri sürmek imkansızdır. Archæopteryx bu mekanizmaların hiçbiri için kanıt oluşturmamaktadır, çünkü fosil kayıtlarında, tıpkı Eohippus gibi, hiç bilinen doğrudan atası ve soyu olmayan, tamamen izole bir fosildir. Richard Milton, Son Tartışmalar Işığında Darwinizm'in Mitleri, Gelenek Yayıncılık, Eylül 2003, çev: İbrahim Kapaklıkaya, s. 139
Günümüzde Archæopteryx'in bir geçiş formu olmadığı anlaşıldığından, pek çok evrimci artık yeni bir delil arayışına girmek gerektiğinde hemfikirdir. Alan Feduccia Archæopteryx'le ilgili evrimci iddiaların yanlışlığını şöyle ifade etmektedir:
Paleontologlar Archæopteryx'i yerdeki tüylü dinozorlara döndürmeye çalıştı. Ama dönmedi. O bir kuş, tüneyen bir kuş. Hiçbir söylenti bunu değiştiremeyecek. Alan Feduccia, "Archæopteryx: Early Bird Catches a Can of Worms", Science, cilt 259, no. 5096, 5 Şubat 1993, s. 764-765.
Yale Üniversitesi, Jeoloji Kürsüsü profesörü olan John H. Ostrom bir evrimci olmasına rağmen, iddiaların delilsiz olduğunu kendisi de kabul etmektedir:
Zdenek Burian, kuşlardaki uçuşun evriminde Archæopteryx öncesi basamağın, ki genel olarak Pro-avis (uçuş öncesi) olarak adlandırılır, yeniden düzenlenmesini yapmıştır. Herhangi bir Pro-avis'e ait hiçbir fosil kanıtı yoktur. John Ostrom, "Bird Flight: How Did It Begin?", American Scientist, no. 67, Ocak-Şubat 1979, s. 47
Bir başka evrimci bilim adamı Colin Patterson, bu tür iddiaların bilimsellikten uzak olduğuna şu ifadelerle değinmektedir:
Archæopteryx tüm kuşların atası mıdır? Belki evet, belki hayır: Bu soruyu cevaplamanın hiçbir yolu yoktur. Bir formun diğerini nasıl ortaya çıkardığı ve aşamaların doğal seleksiyonla nasıl kayırıldığının nedenlerini bulmak için hikayeler uydurmak yeterince kolaydır. Fakat bu tür hikayeleri teste tabi tutma imkanı olmadığından bilimin parçası değildirler. Colin Patterson, Darwin's Enigma: Fossils and Other Problems, Master Book Publishers, El Cajon CA, 4. baskı, 1988, s. 89
İlerleyen satırlarda detaylarına değineceğimiz bu nedenlerden dolayı, Archæopteryx'i "ilkel kuş" olarak tanımlayan evrimci tez yanlıştır. Fakat bu fosilin Darwinistler için vazgeçilmez bir önemi vardır: Bu önem, hayali evrim sürecine bir kanıt olmasından değil, üzerinde rahatlıkla spekülasyon yapılabilmesinden kaynaklanmaktadır. Geçersizliği defalarca ispatlanmış olmasına rağmen, bu fosil mümkün olan her fırsatta çok önemli bir delilmiş gibi gündeme getirilmektedir. Çünkü evrim teorisinin temel iddiasını oluşturan ara geçiş fosilleri bir türlü bulunamamaktadır. Adeta bir "kurtarıcı" olarak görülen ve evrimcilerin kullanabileceklerini sandıkları tek örnek olması bakımından Archæopteryx'in gözden çıkarılması, evrim teorisine ağır bir darbe olacaktır. Dolayısıyla Archæopteryx'in hala bir delil gibi sunulması, bilimsel değil dogmatik bir vazgeçememe durumudur.

ARCHÆOPTERYX NEDEN BİR ARA GEÇİŞ FORMU DEĞİLDİR?
Evrimciler 19. yüzyıldan bu yana Archæopteryx hakkında spekülasyon yapmaktadırlar. Ağzında dişlerin, kanatlarında pençe benzeri tırnakların var olması ve uzun kuyruğu, fosilin bu açılardan sürüngenlere benzetilmesine neden olmuştur. Pek çok evrimci Archæopteryx'i "ilkel kuş" olarak tanımlamış, hatta bu canlının kuşlardan çok sürüngenlere yakın olduğunu iddia etmiştir. Ancak bu efsanenin çok yüzeysel olduğu; canlının kesinlikle "ilkel kuş" olmadığı, aksine iskelet ve tüy yapısının uçmaya son derece elverişli olduğu, sürüngenlere benzetilen özelliklerinin tarihte yaşamış ve hatta günümüzde yaşayan diğer bazı kuşlarda da bulunduğu zamanla ortaya çıkmıştır.
Günümüzde tanınan ornitologlardan (kuş bilimcilerinden) biri olan Alan Feduccia da bu görüşü savunmakta, Archæopteryx'in kuşların ilkel atası olduğu görüşüne karşı çıkmaktadır. Feduccia'nın belirttiği gibi; "Archæopteryx'in çeşitli anatomik özelliklerini inceleyen yeni araştırmacıların pek çoğu, bu canlının daha önce hayal edilenden çok daha kuş-benzeri olduğunu göstermiştir" ve "Archæopteryx'in theropod dinozorlara olan benzerliği çok büyük ölçüde abartılmıştır." Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, s. 81
Archæopteryx günümüz kuşlarından farklı bazı özelliklere sahiptir, ancak uçucu kuş olduğunu gösteren özellikleri ile gerçek bir kuştur. Archæopteryx'in birtakım özgün özelliklere sahip olması, bu canlının bir "ara form" olduğunu göstermemektedir. Archæopteryx'in sadece soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunun ve yarı dinozor-yarı kuş gibi bir ara geçiş formu olmadığının delilleri kısaca şöyle sıralanabilir:
Archæopteryx'in lades kemiği ve sonradan bulunan göğüs kemiği:
Dinozorlar köprücük kemiğine sahip değildir, ancak bütün kuşlar gibi Archæopteryx de bir lades kemiğine (köprücük kemiğine) sahiptir. Anatomist David Menton, Archæopteryx'in lades kemiğinden şu ifadelerle söz eder:
Archæopteryx güçlü bir lades kemiğine (furkula kemiğine) sahiptir. Kuşlar uçtukça hareket eden X-ışını yöntemi kullanılarak, yakın zamanda yapılan bazı etkileyici çalışmalar, [kuşun] omuz kemerinin uçuş sırasında, kanat darbelerinin inanılmaz kuvvetine karşı koyabilmek için, nasıl esnek olması gerektiğini göstermektedir. Gerçekten de her kanat darbesinde lades kemiğinin nasıl esnediğini görebilirsiniz. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland, Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19. 

ARCHAEOPTERYX BİR ARA GEÇİŞ FORMU DEĞİL SOYU TÜKENMİŞ BİR KUŞ TÜRÜDÜR

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/78.jpg

Archæopteryx günümüz kuşları ile çok sayıda ortak özelliğe sahiptir:
�Tüyler
�Furkula ya da lades kemiği
�İçi boş kemikler
�Göğüs boşluğundaki bölüm
�Pelvis ve bacaklar
Archæopteryx uçucu bir kuşun sahip olması gereken tüm özelliklere sahiptir. Dişli çene, pençe gibi sahip olduğu özellikler ise, bir kısım evrimcilerin iddia ettiği gibi onu bir ara geçiş formu yapmaz. Bu özellikler sadece, onun farklı bir kuş türü olduğunu göstermektedir.
1990'lara dek Archæopteryx'in "sternum"unun, yani göğüs kemiğinin olmaması, canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. (Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu, göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır.)
Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili, bu tartışmanın yanlış olduğunu gösterdi. Zira bu son bulunan Archæopteryx fosilinde, evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği bulunuyordu.Nature dergisinde bu yeni bulunan fosil şöyle anlatılmaktadır:
Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı, güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor.
-Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401.
Alan Feduccia ise bu konu ile ilgili olarak şu yorumda bulunmaktadır:
Archæopteryx'in sağlam lades kemiği (furkulası), iyi gelişmiş bir göğüs kası (pectoralis) için uygun bir çıkış noktası oluşturacaktı... Dolayısıyla Archæopteryx'in bir kara hayvanı olduğu tezi geçersizleşmiştir. Archæopteryx'in göğüs kemerinde, onun kuvvetli bir uçucu olmasını engelleyecek bir şey yoktur. -Storrs L. Olson, Alan Feduccia, "Flight Capability and the Pectoral Girdle of Archæopteryx", Nature, no. 278, 15 Mart 1979, s. 248
Bu bulgu, Archæopteryx'in tam uçamayan yarı kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kılmıştır.
Archæopteryx'in tüylerinin yapısı:
Archæopteryx'in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryx'in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini ortaya koydu. Ünlü Paleontolog Carl O. Dunbar'ın belirttiği gibi, "Tüylerinden dolayı bu yaratık (Archæopteryx) tam bir kuş özelliği gösteriyordu". Paleontolog Robert Carroll ise konu hakkında şu açıklamayı yapar:
Archæopteryx'in uçuş tüylerinin geometrisi, modern uçucu kuşlarınki ile tamamen aynıdır, uçucu olmayan kuşların ise tüyleri simetriktir. Tüylerin kanat üzerindeki düzeni de modern kuşlarınkiyle benzerdir... Van Tyne ve Berger'e göre Archæopteryx'in kanatlarının boyutu ve şekli, tavuk cinsinden kuşlar, kumrular, ağaçkakanlar, çulluklar ve tüneyen ötücü kuşların çoğu gibi, bitki örtüsünün sınırlı açıklıkları boyunca hareket eden kuşlarınkine benzerdir... Uçuş tüyleri en az 150 milyon yıldan beri durağandır (değişmemiştir). -Robert L. Carroll, Patterns and Processes of Vertebrate Evolution, Cambridge University Press, 1997, s. 280-81

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/79.jpg
ARCHÆOPTERYX ASİMETRİK TÜY YAPISI İLE GÜNÜMÜZ KUŞLARINDAN FARKSIZDIR

Archæopteryx'in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısıdır.
Archæopteryx'in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini göstermektedir.
Alan Feduccia da, Archæopteryx'in uçabilen bir kuş olduğunu belirtirken canlının asimetrik tüylerine dikkat çekmektedir:
Asimetrik tüylerin anlamı, bu canlıların uçma yeteneğine sahip olmalarıdır. Devekuşu gibi uçamayan kuşlar, simetrik tüyleri olan kanatlara sahiptirler. E. Olsen, A. Feduccia, "Flight Capability and the Pectoral Girdle of Archæopteryx", Nature, 1979, s. 248.
Anatomist David Menton ise, Archæopteryx'in tüylerinin kompleksliğini vurguladıktan sonra, bazı evrimcilerin canlıyı kısmen pullu gibi gösterme çabalarının aldatıcılığına şöyle dikkat çeker:
... Tüyler yalnızca kuşun yüzeyine uygulanmamış. Tüylerin liflerle kemiklere bağlandıkları yerlerde, küçük "çıkıntılar" görürüz. Bu yüzdenArchæopteryx'te birincil ve ikincil kanat tüyleri sırasıyla "el"e ve "ulna"ya tutturulmuştur. Ve kuyruktaki tüyler 20 omurun her birine dikkatle bağlanmıştır. Bu kuşun bacaklarında ve vücudunda çok sayıda küçük tüyler var ve başının da tüylerle kaplı olduğuna dair güçlü kanıtlar vardır. Ancak Archæopteryx'in veya onun hayali atalarının resimlerine baktığınızda, ressamların çoğunlukla pullu kafa gösterdiklerini görürsünüz. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland, Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19. 
Bir kısım evrimciler, Archæopteryx'in tüy yapısındaki bazı özellikleri öne sürerek, bu canlının "ağaçlara tırmanıp oralardan planör gibi süzülen veya kanat çırparak yerden kısa sürede havalanan bir dinozor" olduğunu iddia etmişlerdir. OysaArchæopteryx'in mükemmel yapıda ve asimetrik tüylerinin olduğu, geride bıraktığı tüm kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Archæopteryx'in kanatlarının ve kanat tüylerinin şekli ve genel orantısı günümüz kuşları ile aynıdır. Archæopteryx'in sahip olduğu kanat yapısının 150 milyon yıldır (Jurasik dönemden beri) bir değişikliğe uğramamış olması, Archæopteryx'in kanatlarının uçuşa uygun olarak yaratıldığını göstermektedir. Archæopteryx'in uçamadığını söyleyenler, onun kanat tüylerindeki asimetrik yapıya açıklama getiremezler. Alan Feduccia, Harrison B. Tordoff, "Feathers of Archæopteryx: Asymmetric Vanes Indicate Aerodynamic Function", Science, cilt 203, 9 Mart 1979, s. 1021.
Bu canlı, kusursuz uçuş kasları ve uçuşa uygun tüyleriyle, tam bir uçucu kuştur. Daha önce yaşamış yarı sürüngen-yarı kuş hiçbir canlının fosiline rastlanmamıştır. Dolayısıyla Archæopteryx günümüz kuşları kadar "uçucu" olan yapısıyla evrim teorisi aleyhinde önemli bir delildir.
Archæopteryx'in kanatlarındaki pençeler:

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/80.jpg
Günümüzde Venezuella'da yaşayan Hoatzin kuşları da aynı Archæopteryx gibi pençeli kanatlara sahiptir. Dünyada pençeli kanatlara sahip başka birçok kuş türü vardır. Bu durum, pençeli kanatların bir ara geçiş formu özelliği olduğu iddiasını yıkmaktadır.
Evrimciler Archæopteryx'in kanatlarında pençeler olmasını, Archæopteryx'in dinozorlardan evrimleştiğine ve bu canlının bir ara geçiş formu olduğuna delil olarak kullanırlar. Oysa bu özellik canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Nitekim günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Touraco corythaix ve Opisthocomus hoazin'de de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuştur. Dolayısıyla Archæopteryx'in kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu yönündeki iddia geçersizdir.
Ayrıca 1983 yılında İngiliz Doğa Tarihi Müzesi'nde, kanatlarında pençeleri olan 9 ayrı kuş ailesine ait birçok türün örnekleri sergilenmiştir. Dolayısıyla kanatlardaki pençeler Archæopteryx'i bir ara geçiş formu yapmaz. Bu, günümüzde de yaşamakta olan bazı kuşlara ait bir özelliktir.
Archæopteryx'in ağzındaki dişler:
Evrimci biyologların,Archæopteryx'i ara geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli noktalardan biri, ağzındaki dişleridir. Ancak bu özellik, canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde ilgisi olduğunu göstermez. Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu öne sürerek yanılmaktadırlar. Çünkü dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri varken bazılarının yoktur. Daha da önemlisi, dişli kuşların Archæopteryx'le sınırlı olmamasıdır. Günümüzde dişli kuşların soyu tükenmiştir. Ancak fosil kayıtlarına baktığımız zaman, gerek Archæopteryx ile aynı dönemde gerekse daha sonra, hatta günümüze oldukça yakın tarihlerde "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek ayrı bir kuş grubunun yaşam sürdürdüğünü görürüz. Dr. Carl Wieland bu konuyu şöyle yorumlamaktadır:
Archæopteryx'in dişleri olduğu gerçeği fazlaca abartılmıştır. Archæopteryx, kavrayıcı dişlere sahip olan tek kuş fosili değildi. Bazı kuş fosillerinin dişleri bulunmaktaydı, bazılarının da yoktu. Fakat birçok sürüngen dişlere sahip değilken, dişler nasıl olur da sürüngenlerle olan bir akrabalığı ispatlayabilmektedir?�Bazı memelilerin dahi dişleri vardır ve bazılarının ise yoktur. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/81.jpgBu konudaki çok önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçek, Archæopteryx'in ve diğer dişli kuşların diş yapılarının, dinozorların diş yapılarından çok farklı olmasıdır. L. D. Martin, J. D. Stewart ve K. N. Whetstone gibi ünlü kuş bilimcilerin yaptıkları ölçümlere göre, Archæopteryx'in ve diğer dişli kuşların dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri vardır. Oysa bu kuşların atası olduğu iddia edilen theropod dinozorların dişlerinin üstü testere gibi çıkıntılıdır, kökleri de dardır. S. Tarsitano, M. K. Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin yaptıkları çalışmalar da, Archæopteryx ile dinozorlar arasında öne sürülen bazı "benzerlik"lerin tümüyle yorumlama hatası olduğunu ortaya çıkarmıştır. S. Tarsitano, M. K. Hecht, Zoological Journal of the Linnaean Society, cilt 69, 1985, s. 178; A. D. Walker, Geological Magazine, cilt 177, 1980, s. 595.
Tüm bunlar, Archæopteryx'in bir ara geçiş formu olmadığını; sadece "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı theropod dinozorlarla ilişkilendirmek ise son derece bilim dışı bir yaklaşımdır.
Archæopteryx'in çene kemiği:
Archæopteryx'in çene kemiğinin dinozorlara benzediği iddia edilmiştir, ancak Haubitz ve ekibi tarafından bilgisayar tomografisi kullanılarak yapılan incelemelerde, Archæopteryx'in çene kemiğinin gerçekte günümüz kuşları ile aynı olduğu ortaya çıkmıştır. Çene hareketi de evrimci iddiayı çürüten önemli bir kanıttır: Sürüngenler de dahil olmak üzere çoğu omurgalılarda sadece alt çene hareket eder; fakat kuşlarda -Archæopteryx de dahil olmak üzere- üst çene de hareket etmektedir.
Archæopteryx'in parmak yapısı ve kanatları:
Archæopteryx hakkındaki evrimci teze bir darbe de, parmak yapısından gelmektedir. theropod dinozorlarla kuşların ön kol kemiklerinin embriyonik süreç sırasındaki gelişme biçiminin birbirinden tamamen farklı olduğu bulunmuştur. theropod dinozorlarının elleri, birinci, ikinci ve üçüncü sıradaki parmak kemiklerinden, kuşların kanatları ise ikinci, üçüncü ve dördüncü sıradaki parmak kemiklerinden gelişir. Bu gerçek, dinozorları kuşlardan ayıran son derece önemli bir delildir ve 1997 tarihli Science dergisindeki bir makalede bu konuya şu şekilde dikkat çekilmiştir:
Aslında kuşların kökeni konusunda kolay bir çözüm bulunamamıştır. (� Bu görüşteki problem evrimsel bir boşluğun olması, ikna edici hiçbir ara geçişin olmamasıdır. İhtiyacımız olan şey, çeşitli post-Archæopteryx bulgularını tamamlamak için, proto-Archæopteryx bulguları edinmektir. Ama zaman içinde ortaya çıkan dinozorların I-II-III düzeninin aksine, kuşların II-III-IV parmak formülü, dinozor kökenli (orthodoxy)ye inanmak için en önemli bariyer konumundadır. Richard Hinchliffe, "The Forward March of the Bird-Dinosaurs Halted?", Science, cilt 278, 24 Ekim 1997, s. 596-597

Nesli tükenmiş, tüneyen bir kuş türü: Archæopteryx

Araştırmacılar Solnhofen tüylerinin yanı sıra Archæopteryx'in uçuş tüylerinin asimetrisini, uçan ve uçucu olmayan modern kuşlarınki ile karşılaştırdılar.1 Archæopteryx'in tüylerinin ortalama asimetrisinin 1,25 olduğunu keşfettiler ki bu, günümüzdeki uçan kuşlarınkinden daha düşüktü; ama günümüzün uçucu olmayan kuşlarınkini aşıyordu. İzole edilen tüy ise 2,2'lik bir asimetri sergiliyordu; tam uçan günümüz kuşlarının sahasındaydı. Ayrıca Archæopteryx'in pençeleri 500'den fazla günümüz kuş türü ile karşılaştırıldı. Araştırma Archæopteryx'in arka ayaklarının tüneyen kuşların, orta pençelerinin ise en güçlü tüneyen kuşların alanına düştüğünü gösterdi.2 Bu nedenle söz konusu çalışmayı yapanlar Archæopteryx'in tüneyen, tam bir kuş olduğu sonucuna vardılar.

1. J.R. Speakman, S.C. Thomson, "Flight Capabilities of Archæopteryx", Nature, vol. 370,
18 Ağustos 1994, s. 514.
2. Alan Feduccia, "Evidence from Claw Geometry Indicating Arboreal Habits of Archæopteryx", Science, vol. 259, 5 Şubat 1993, ss. 790-793.
DARWINİSTLERİN SAHTE ARCHÆOPTERYX ÇİZİMLERİ
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/82.jpg
(1) 1975'te Amerikalı paleontolog Robert T. Bakker'den sonra değiştirildi.
(2) 1979'da Amerikalı paleontolog John H. Ostrom'dan sonra değiştirildi.
(3) 1980'da Amerikalı paleontolog Paul C. Sereno'dan sonra değiştirildi.
(4) 1991'de Amerikalı paleontolog Derek Briggs'den sonra değiştirildi.
Wales Üniversitesi Biyoloji Bilimleri Enstitüsü'nden J. Richard Hinchliffe, bu sonuca embriyolar üzerinde modern izotopik teknik kullanarak varmış; kuşların ellerinin II, III ve IV. parmaklardan oluşurken, theropod dinozorlarının I, II ve III. parmaklardan oluştuğunu saptamıştır. Bu ise Archæopteryx-dinozor bağlantısını savunanlar için büyük bir problemdir.139 Hinchliffe'nin araştırma ve gözlemleri, Science'ın aynı makalesinde şöyle anlatılmaktadır:
Theropodlarla kuş kemikleri arasındaki homoloji, "dinozor-kökeni" hipotezi ile ilgili diğer bazı problemleri akla getirmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:
- Archæopteryx kanadı ile kıyaslandığında, (vücut büyüklüğüne göre) theropodun çok daha küçük olan ön kolu. Bu tip küçük kollar, oldukça büyük bir dinozorun yerden yukarıya doğru havalanması için ikna edici bir ön kanat değildirler.
- theropodlarda bilek kemiğine, çok nadir olarak -sadece dört türde- rastlanmaktadır. theropodların çoğunda, bileği oluşturan kemik parçalarının sayısı çok daha fazladır ve Archæopteryx'in bilek kemiği ile benzerlik kurulması çok zordur. Ayrıca L. D. Martin, J. D. Stewart ve K. N. Whetstone gibi ünlü kuş bilimcilerin yaptıkları araştırmalarda, Archæopteryx ile theropod dinozorlarının bilek kemikleri karşılaştırılmış ve aralarında hiçbir benzerlik olmadığı ortaya konmuştur. -L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt 98, 1980, s. 86; L. D. Martin "Origins of Higher Groups of Tetrapods", Ithaca, Comstock Publising Association, New York, 1991, s. 485, 540.
Anatomist David Menton bir röportaj esnasında, "Archæopteryx'in ayakları, onun karada koşan bir dinozor olduğu görüşünü destekler mi?" sorusuna şöyle yanıt vermiştir:
Hayır. Archæopteryx'in tüm tüneyici kuşlar gibi arkayı işaret eden kavrayıcı bir ayak parmağı ya da arka ayak parmağı bulunmaktadır. Arkaya doğru bakan parmaklar bazı dinozorlarda da bulunmaktadır; fakat bunlar tüneme için kullanılan kıvrık pençeli, kavrayıcı ayak baş parmağı gibi değildir. -"Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.
Archæopteryx'in iskelet yapısı:
Archæopteryx'in iskelet yapısının, öne eğik durmasına neden olduğu ve bunun da dinozorlara ait bir özellik olduğu şeklindeki yorumlar bilimsel bulgular tarafından doğrulanmamaktadır. A. D. Walker bu yönde yapılan yorumların yanlış olduğunu ve Archæopteryx'in iskelet yapısının kuşlarda olduğu gibi canlının geriye doğru durmasına elverişli olduğunu açıklamıştır. Dr. David Menton kuşların iskelet yapısından şöyle bahsetmektedir:
�sürüngenler, memeliler ve yaşayan kuşlar arasında dizayn benzerlikleri bulunmaktadır. Kuşlar kendilerine özgü, özelleşmiş bir iskelete sahiptirler. Aynı zamanda bir ornitolog olan ünlü bir evrimci şöyle söylemektedir: "Kuşlar uçmak için oluşturulmuşlardır. Archæopteryx de öyle." A. D. Walker, Geological Magazine, cilt 117, 1980, s. 595
Archæopteryx'in denge becerisi:

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/83.jpg
DARWINIZM BİLİM DALI DEĞİLDİR, HAYALİ VE YALANA DAYALI BİR FELSEFEDİR

Tek bir fosile dayanılarak yapılan farklı Archæopteryx çizimleri, evrimci bilim adamlarının hayal güçlerinin, fosil yorumlarında ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Hiçbir bilimsel değeri olmayan bu hayali çizimler, kamuoyunu etkilemek için sözde delil olarak sunulmaktadır. Ancak bu sahtekarca yöntemler, Darwinizm'in bir bilim olmadığını ortaya koymaktadır. Birçok bilim dalı vardır, ancak Darwinizm bir bilim değildir; yalana dayalı, hayali bir felsefedir.
Scientific American dergisinin 6 Ağustos 2004 sayısında, "İlk Kuşların Uçmak için Beyinleri Vardı" başlıklı haberde, bilinen en eski kuş türü Archæopteryx'in uçmak için gerekli olan özel sinir sistemi mekanizmalarına sahip olduğu belirtilmektedir. 1861 yılında paleontologlar bu kuş türüne ait fosili bulduklarında bunun kısa süre önce ortaya atılan evrim teorisine delil olacağını düşünmüşlerdi. Ancak zaman içinde yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda bunun gerçek dışı bir iddia olduğu ortaya çıktı.
Teksas Üniversitesi'nden Timothy B. Rowe ve ekibi 147 milyon yıllık Archæopteryx iskeletinde uçucu özellikleri araştırmaya başladılar. Röntgen görüntülerinden yararlanarak oluşturdukları üç boyutlu kafatası üzerindeki çalışmalarında, gelişmiş görme merkezi ve iç kulak kanallarının uçucu kuşlardakine çok benzer olduğunu ortaya koydular. Bu yapıların sonucunda mevcut olduğu anlaşılan denge becerileri de uçuculuk için gereken özelliklerdir.
Ohio Üniversitesi'nden Lawrence M. Witmer, "Kuşların sadece tüylerden ibaret olduğunu düşünüyorduk," diyor ve devam ediyor, "uçabilmek için büyük bir bilgisayar da yerleştirmeniz gerekiyor.". Jurasik çağa ait Archæopteryx kuşunun kafatasını ileri tekniklerle inceleyen bilim adamları da, Nature dergisinde yayınlanan araştırmalarında, Archæopteryx'in beyninde uçuculuk ve denge için günümüz kuşlarına benzer yapılar olduğunu, 150 milyon yıllık kuşun açıkça uçabildiğini söylemektedirler. -Jacqueline Ali, "Bird brain reveals flight secrets", BBC News Online; http://news.bbc. co.uk/2/hi/science/nature/3535272.stm
Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nden Dr. Angela Milner'in ifadesiyle, Archæopteryx'in beyni tümüyle kuşlarınkiyle aynıdır. Bilgisayarlı tomografi yoluyla kafatasının üç boyutlu yapısını ve bilgisayarla iç kulağı yeniden oluşturan Dr. Milner, "Dinozora benzer bir beyinle karşılaşmayı bekliyorduk. Fakat tümüyle kuşlarınkiyle aynıydı." diye belirtmektedir. Yapılan araştırmada Archæopteryx'in beyin anatomisinin günümüz uçucu kuşları ile çok yakın bir yapıda olduğu ortaya çıkmıştır; iç kulakta denge için kullanılan gelişmiş kanallar ve görme için daha büyük optik loblar vardı. Bunların her ikisi de verimli bir uçuş için zaruri özelliklerdir. Dr. Milner, "Beyin taramaları Archaeopteryx'in aslında kuşların uçmasına imkan veren tüm yapılara sahip olduğunu gösterdi," diye eklemektedir. -Jacqueline Ali, "Bird brain reveals flight secrets", BBC News Online; http://news.bbc. co.uk/2/hi/science/nature/3535272.stm

Zamanlama uyumsuzluğu:
Archæopteryx'in dinozor-kuş arası bir canlı olamayacağının en önemli delili, theropod dinozoru fosillerinin, bulunan Archæopteryx fosillerinden çok sonraki dönemlere ait olmasıdır. Kuşların atası olduğu iddia edilen dinozor fosillerinin, Archæopteryx'ten yaklaşık 75 milyon yıl sonrasına ait Kretase dönemine ait oluşları, böyle bir geçişin tümüyle hayali olduğunu açıkça göstermektedir.
Bu "zamanlama uyumsuzluğu", Archæopteryx hakkındaki evrimci iddialara yıkıcı bir darbe indirmektedir. Amerikalı Biyolog Jonathan Wells Icons of Evolution (Evrimin İkonaları) adlı kitabında, Archæopteryx'in evrim adına adeta bir "ikona" (kutsal sembol) haline getirildiğini, oysa delillerin bu canlının "kuşların ilkel atası" olmadığını açıkça gösterdiğini vurgulamaktadır. Wells'e göre bunun göstergelerinden biri, Archæopteryx'in atası olarak gösterilen theropod dinozorların Archæopteryx'ten daha genç olmalarıdır; çünkü söz konusu dinozorlar "(fosil kayıtlarında)Archæopteryx'ten daha sonra ortaya çıkarlar." Jonathan Wells, Icons of Evolution, Regnery Publishing, 2000, s. 117.

Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması O'nun ayetlerindendir.
(Şura Suresi, 29)

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/84.jpg
Wales Üniversitesi Biyoloji Bilimleri Enstitüsü'nden Richard Hincliffe, Science dergisinde yer alan bir makalesinde bu konuya şöyle değinmektedir:

Gerçekten de pek çok theropod dinozor, özellikle de kuşa benzeyen dromaesaurlar fosil kayıtlarında Archæopteryx'ten daha sonra bulunmaktadırlar. Richard Hinchliffe, "The Forward March of the Bird-Dinosaurs Halted?", Science, cilt 278, no. 5338, 24 Ekim 1997, s. 596-597

Öte yandan, Archæopteryx ile yakın dönemlerde yaşamış kuş fosillerine rastlanmış olması da, Archæopteryx'in bir ara geçiş formu olmasını imkansız kılan bir başka önemli delildir. Tüm bunlar, Archæopteryx'in bir ara geçiş formu olmadığını; sadece "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı theropod dinozorlarla ilişkilendirmek ise, son derece tutarsızdır. Amerikalı Biyolog Richard L. Deem de "Demise of the 'Birds are Dinosaurs' Theory" ("Kuşlar Dinozordur" Teorisinin Sonu) başlıklı makalesinde, kuş-dinozor evrimi iddiası ve Archæopteryx hakkında şunları yazmaktadır:

'Kuşlar dinozordur' teorisiyle ilgili başka problemler de vardır. theropodların ön ayakları Archæopteryx'e kıyasla, vücutlarına göre çok küçüktür. Bu canlıların ağır vücutları da düşünüldüğünde, bir tür "ön-kanat" (proto-wing) geliştirmeleri olası gözükmemektedir. theropod dinozorların çok büyük bölümü (kuşlarda bulunan) semilunatik bilek kemiğinden yoksundur ve Archæopteryx'te hiçbir benzeri bulunmayan bazı bilek parçalarına sahiptir. Bütün theropodlarda V1 sinirleri [göze ait oftalmik sinirler] diğer bazı sinirlerle birlikte kafatasını yandan terk eder, kuşlarda ise aynı sinirler kafatasını ön taraftan kendilerine ait bir delikten geçerek terk eder. Bir başka sorun ise, theropodların çok büyük kısmının Archæopteryx'ten daha sonra ortaya çıkmış olmalarıdır. -Richard L. Deem, "Demise of the 'Birds are Dinosaurs' Theory"; http://www.yfiles.com/ dinobird2.html

Bu bilgilerin ışığında Archæopteryx veya ona benzeyen diğer kuşların birer ara geçiş formu olmadıkları kesin bir biçimde ispatlanmış durumdadır. Fosiller, kuşların sürüngenlerden -veya bir başka gruptan- evrimleştiklerini göstermemektedir. Aksine özgün yapılarıyla aniden ortaya çıktıklarını kanıtlamaktadır.

Sonuç:
Görüldüğü gibi Archæopteryx'in bir kuş olduğunu gösteren çok açık özellikleri bulunmaktadır. Üstelik Archæopteryx'in iyi bir uçucu kuş olmasını engelleyecek hiçbir özelliği bulunmamaktadır. -S. L. Olson, Alan Feduccia, Nature, cilt 278, 1979, s. 247.-Archæopteryx'in organlarının theropod dinozorları ile hiçbir benzerlik göstermediği, bilim dergilerinden Science'da da şöyle aktarılmaktadır:

Hiçbir dinozorun ayrılmış bir ayak başparmağı yoktur, fakat bütün kuşların vardır, bu onların konmak için kullandıkları ayaklarıdır... Bütün dinozorlar testere dişlidir, sivri azı dişleri vardır. [142 milyon yıllık bir kuş fosili olan] Confuciusornis'in dişi yoktur. Archæopteryx'in dişleri olmasına rağmen testere biçiminde değil, çivi benzeri bir şekilde altta sıklaşmaktadır. Bütün dinozorların kafataslarının arkasında iki geniş açılım vardır. Kuşların ise yoktur. En ince detayına kadar aralarında hiçbir bağlantı yoktur. "The Oldest Fossil Bird: A Rival for Archæopteryx", Science, cilt 199, 20 Ocak 1978, s. 284

Tüm bilimsel bulgular, Archæopteryx'in dinozorlarla kuşlar arasında bir ara geçiş canlısı olamayacağını ortaya koymakta, bazı evrimcilerin bu konuda öne sürdükleri iddiaların geçerli olmadığını göstermektedir. Archæopteryx fosilinin neden bir ara geçiş formu olmadığı ve evrimcilerin bu canlının bazı özelliklerini nasıl çarpıttıkları konusunda Dr. Michael Denton şu yorumu yapar:

1984'te Almanya, Eichstátt'ta kuşların kökeni konusunda uzman bilim adamları Uluslararası Archæopteryx Konferansı'na katılmıştı. Bu canlı ile ilgili olarak orada konuşulan her konuda anlaşmazlık içindeydiler, fakat Archæopteryx'in gerçek bir kuş olduğu görüşü üzerinde çok geniş bir fikir birliği vardı�Bu onların gerçekte Archæopteryx'in ara geçiş formu olan ilkel bir kuş olduğuna inanmadıkları anlamına mı geliyordu? Kendilerini bu bildiriyi hazırlamak zorunda hissetmeleri ilginçtir� Vardıkları sonuçların, bir kişinin Archæopteryx'in gerçekte evrimle ilgili olarak hiçbir şey ifade etmediğini düşünmesine sebep olacağının açıkça farkındaydılar. O yüzden hepsi bu bildiriyi imzaladı. Elbette ki eğer (Archæopteryx) gerçek bir kuş ise, çoğu zaman duyduğumuz gibi yarı gelişmiş, yarı sürüngen-yarı kuş benzeri bir canlı değildi. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.

Kısacası kuş evrimi, biyolojik veya paleontolojik kanıtları olan tutarlı bir tez değil, Darwinist ön yargılardan kaynaklanan tamamen hayali ve gerçek dışı bir iddiadır. Bazı uzmanların bilimsel bir gerçekmiş gibi söz etmeyi sevdikleri kuş evrimi konusu, felsefi nedenlerle ayakta tutulan bir masaldan ibarettir. Bilimin gösterdiği gerçek, kuşlardaki kusursuz tasarımın bilinçli bir tasarım eseri olduğu, yani kuşları Yüce Allah'ın yarattığıdır.


EVRİMCİ FANATİZME BİR ÖRNEK: ARCHAEORAPTOR



Evrimciler Archæopteryx hakkındaki iddialarının çürütülmesi üzerine, kuşların kökeni konusunda tamamen çıkmaza girmiş durumdadırlar. Çünkü evrimcilerin iddiasına göre çok sayıda rastlanması gereken yarı sürüngen-yarı kuş özellikleri taşıyan kusurlu, eksik organlı garip canlıların hiçbiri yeryüzü katmanlarında yer almamaktadır. Bu sebeple, bir kısım evrimciler bulamadıkları sözde ara geçiş formlarını, kendi çabalarıyla -taraflı yorumlara, çarpıtmalara başvurarak- oluşturmaya kalkışmışlardır.
1990'lı yıllarda dünya kamuoyuna, "dino-kuş" olarak tanıtılan sözde "yarı dinozor-yarı kuş" fosilleri, bu çabanın ürünüydüler. Evrimci medya kuruluşları bu sözde "dino-kuş"ların çizimlerini yayınlayarak, uluslararası bir aldatmaca kampanyası yürüttüler. Her biri Darwinizm'e kanıt gibi gösterilen sözde ara geçiş fosilleri, bilimsel bir kaygı duyulmadan, toplumu yanlış yönlendiren izahlarla sunuldu. Ancak ilerleyen yıllarda bu kampanyanın çarpıtma ve sahtekarlığa dayandığı ortaya çıkmıştır. Peki dünyaca ünlü bilimsel yayınlar, televizyon kuruluşları taraflı fosil yorumlarını bir propaganda malzemesine nasıl dönüştürebilmektedirler? Bilim adına söylenen yalanları tüm dünyaya "evrimin büyük kanıtları" olarak nasıl sunabilmektedirler? Bu soruların cevabı, söz konusu medya kuruluşlarının evrim fanatizminde gizlidir. Şimdi bunun örneklerini inceleyelim:

TARİHİ BİR EVRİM SAHTEKARLIĞI: ARCHÆORAPTOR LIAONINGENSIS

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/85.jpg
Hayali bir çizimle sözde "Kayıp Halka" olarak duyurulan Archæoraptor liaoningensis adlı fosilin sahte olduğu anlaşıldı.

National Geographic dergisinde, 125 milyon yıl önce yaşadığı söylenen ve Archæoraptor liaoningensis ismi verilen bir sözde dino-kuş fosili duyuruldu. Ancak tüm dünyaya büyük evrim delili olarak gösterilen bu fosilin sahte olduğu, bir dinozor kuyruğunun bir kuş bedenine eklenmesiyle oluşturulduğu ortaya çıktı.
Archæoraptor liaoningensis, dinozorlar ile kuşlar arasında bir geçiş formu olduğu iddia edilen sahte bir dino-kuş fosiliydi. Bu canlının kalıntıları Çin'in Liaoning eyaletinde bulundu. Daha sonra bilim adamları bu fosili analiz edip onaylamaları için çağrıldıklarında, fosilin doğruluğu hakkında bazı şüpheler meydana geldi. Fosilde, Çin'den kanunsuz yollarla kaçırılan benzer örneklerde sıkça rastlandığı gibi oynamalar olduğu tespit edildi. Ancak tüm bunlar göz ardı edilerek, fosil, Amerikalı bir müze işletmecisi olan ve bilimsel bir çalışması olmayan Stephen Czerkas tarafından, Çinli bir karaborsa satıcısından 80.000 $'a satın alındı ve kanunsuz yollarla ihraç edildi.
Stephen Czerkas bundan sonra fosilin basında yer alması için bilimsel dergilere başvurdu. Başvurduğu iki ünlü dergi, Nature ve Science, fosil bilim kurullarında ön incelemeye tabi tutulmadan raporu yayınlayamayacaklarını belirttiler. Ancak bu fosili yayınlatmakta kararlı olan Czerkas, itirazları göz ardı ederek evrim teorisine sağladığı destekle bilinen National Geographic dergisine teklifini sundu.
Çin kanunlarına göre ülke sınırları içinde bulunan fosillerin yurt dışına çıkarılması kesinlikle yasaktı ve fosil kaçakçılığı kimi zaman idamla sonuçlanabilen ağır ceza kapsamındaydı.( http://www.bc.edu/bc_org/avp/law/ lwsch/journals/bciclr/23_2/02_TXT.htm; The Confuciusornis Sanctus: An Examination of Chinese Cultural Property Law and Policy in Action, Anne Carlisle Schmidt. ) National Geographic dergisi bu durumu çok iyi bilmesine rağmen Çin'den kaçak yollarla çıkarılan bu fosili kabul etti. 1999 senesinin Ekim ayında National Geographic Derneği'nin merkezinde yapılan bir basın açıklamasıyla fosil medyaya tanıtıldı. Bir dinozor-kuş masalının anlatıldığı 7 sayfalık resimli haber, National Geographic dergisinin Kasım sayısında kapaktan verildi. National Geographic dergisi, kuşların dinozorlardan evrimleştiği iddiasının artık sağlam bir fosil kanıtına dayandığını ileri sürüyordu. Makaleyi kaleme alan National Geographic yazarı Christopher P. Sloan, fosil hakkında yaptığı yoruma o kadar inanmıştı ki, "insanların memeli olduğunu nasıl kendimizden emin şekilde söyleyebiliyorsak, artık kuşların theropod(dinozor) olduğunu da aynı şekilde söyleyebiliriz" diyordu.
125 milyon yıl önce yaşadığı söylenen bu türe, hemen bilimsel bir isim de verildi: Archæoraptor liaoningensis. Ayrıca fosil National Geographic Müzesi'nde sergilenerek, milyonlarca kişiye evrimin kesin bir kanıtı gibi sunuldu. Kansas Üniversitesi'nden paleontolog Larry Martin, söz konusu "tüylü dinozor" iddiası hakkındaki zorlama yorumları ve taraflılığı "Yazıyı yazanlar için, tavuk bile tüylü bir dinozor olabilir." şeklinde yorumladı. www.cnn.com, 24 Haziran 1998.
Archæoraptor liaoningensis fosilinin dinozorlar ile kuşlar arasındaki kayıp halkayı oluşturduğu iddiası, fosilin sahte olduğunun ortaya konmasıyla bir skandala dönüştü. Bu gerçek Mart 2001'de ortaya çıktı: Archæoraptor diye bir ara tür hiç yaşamamıştı. Yapılan bilgisayarlı tomografi taramalarında fosilin üzerinde en az iki farklı tür canlıdan parçalar olduğu tespit edildi. Archæoraptor sürüngene benzer kuyruğa sahip ve kuşa benzer bir gövdesi bulunan, sonradan ustaca biraraya getirilmiş bir yapay fosildi. Böylece Archæoraptor, literatürden çıkarılarak, diğer evrim sahtekarlıkları arasında tarihteki yerini aldı. İddialarına yüz elli yıldır kanıt bulamayan
Darwinizm, bir kez daha özel olarak üretilmiş sahte fosillerle birlikte anılmış oluyordu.
Birçok makalede Archæoraptor ile Piltdown Adamı yan yana anılır. Bunlar ayrı ayrı fosil sahtekarlıkları olmalarına rağmen, aralarında önemli bir benzerlik vardır. 1912 yılında, "Piltdown Adamı" kafatası, bilim çevreleri tarafından gerçek bir fosil olarak kabul edilmişti. 40 yıl boyunca tüm dünyaya "insanın evrimi" iddiasının en büyük kanıtı olarak gösterildikten sonra, bir sahtekarlık ürünü olduğu ortaya çıkmıştı. Archæoraptor fosili ise bu kadar ileri gidemedi, çünkü bazı bilim adamları fosile başlangıçtan beri güvenmediler ve bu konuda haklı çıktılar.
Bu sahte fosilin -Archæoraptor liaoningensis- sözde özellikleri ise şöyleydi: Hindi büyüklüğündeki bir kuş fosiline, theropodbir dinozor fosiline ait kuyruk eklenmişti. Bu kuyruğun sözde Kretase dönemine (142-65.5 milyon yıl öncesi) ait olduğu söylendi. İki ayağı üzerinde yürüyen bu canlının kemiklerinin içi boştu, tüyleri ve uzun bir kuyruğu vardı. Bu kuyruk ise başka bir fosilden alınmıştı. Bu et yiyicinin keskin pençeleri ve dişleri de vardı. Tamamı tüyle kaplı bu canlının uzun kuyruğu ise bir dromaeosaurid theropodbir dinozora aitti. Omuz kemeri ve göğüs kemikleri günümüz kuşlarınınki ile aynıydı, bu da uçabildiğini gösteriyordu.

16 MART 1999 TARİHLİ GAZETE HABERLERİ VE SAHTE DİNO-KUŞ FOSİLİYLE YAPILAN EVRİM PROPOGANDASI
2 YIL SONRA � 29 MART 2001 TARİHLİ GAZETE HABERİ İLE DUYURULAN GERÇEK
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/86.jpg http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/87.jpg
Aralarında üç paleontoloğun da bulunduğu bir grup araştırmacı, bilgisayar tomografisinin yardımıyla Archæoraptor liaoningensis sahtekarlığını kanıtladılar. Bu sözde dino-kuş fosilinin Çinli kaçakçılar tarafından, yapışkan ve harç kullanılarak 88 kemik ve taştan oluşturulduğu ortaya çıktı.
Oysa bu fosilde dinozor ve kuş özellikleri kasıtlı olarak biraraya getirilmişti ve beş farklı canlıya ait parçaların, birbirine ustaca eklenmesiyle sağlanmıştı. Çinli amatörler, yapışkan malzeme ve çeşitli harçlar kullanarak 88 kemik ve taştan bir dino-kuş oluşturmuştu. Nihayet 1999'da, ortaya atılan "dino-kuş fosili"nin gerçekte bir sahtekarlık ürünü olduğu, bir sürüngen omurgasına kuş iskeleti parçalarının yapıştırılmasıyla üretildiği ortaya çıktı. Böylece önceleri "Kanatlı Dinozor Bulundu" ve "Uçan Dinozor Bulundu" başlıklarıyla yayınlanan haberler, yerini "Dino-kuş Palavra Çıktı" başlıklarına bıraktı. Fosilin adı da önceki Piltdown Adamı sahtekarlığına atıfta bulunularak, ünlü bilim dergisi New Scientist tarafından "Piltdown Kuşu!" olarak anılmaya başlandı. (Jeff Hecht, "Piltdown Bird", New Scientist, cilt 165, no. 2223, 29 Ocak 2000, s. 12) 29 Mart 2001 tarihli bazı günlük gazetelerde ise evrim teorisi adına önemli bir itiraf yer aldı. Örneğin Hürriyet gazetesinin "Dino-Kuş Palavra Çıktı" başlıklı haberinde şöyle yazmaktaydı:
National Geographic dergisinin Kasım 1999'da kuş ile dinozor arasındaki eksik halka olduğunu duyurduğu, hakkında bilimsel makaleler yazılan hayvanın sahte olduğu anlaşıldı. 'Archæoraptor liaoningensis' adı verilen hindi büyüklüğündeki dino-kuşun iskeletinin başka hayvanlara ait kemiklerden biraraya getirildiği ortaya çıktı. Evrim teorisinde önemli bir eksikliği aydınlattığı varsayılan dino-kuşun 125 milyon yıl öncesine ait olduğu, Çin'in Liaoning eyaletinde bulunduğu öne sürülüyordu. Tüylü vücudu bir kuşa benziyor, ancak uzun, kemikli kuyruğu et tüketen dinozorları çağrıştırıyordu. İngiliz haftalık bilim dergisi Nature'ın bugünkü sayısında yayınlanan bir inceleme dino-kuşun palavra olduğunu gözler önüne serdi. Aralarında üç paleontoloğun da bulunduğu bir grup araştırmacı, bilgisayar tomografisinin yardımıyla sahtekarlığı kanıtladılar. Dino-kuş aslında Çinli kaçakçıların eseriydi... Kaçakçılar yapışkan ve harç kullanarak 88 kemik ve taştan dino-kuş oluşturmuştu. Archæoraptor'un ön kısmı tek bir kuşa ait fosildi, ancak dinozorun kuyruğuyla birlikte beden kısmında dört ayrı türden kemikler vardı. Dino-kuşun bilgisayarda taranması kuş iskeletinin daha önce bilinmeyen türlere ait olduğuna, dino kısmının ise küçük dinozorların yeni türüne işaret etti. "Dino-Kuş Palavra Çıktı", Hürriyet, 29 Mart 2001
National Geographic dergisi ise bu sahtekarlık hakkında, çok kısa bir açıklama yayınlamakla yetindi. Pekin Çin Bilimler Akademisi'nden omurgalılar paleontoloğu Xu Xing'in bu açıklaması derginin gözlerden uzak sayılabilecek bir yerinde -forum bölümünde- yer almaktaydı. Xu Xing'in mektubu şu ifadeleri içermekteydi:
Özel bir koleksiyonda bulunan yeni tüylü bir dromaeosaur fosilini inceledikten ve Archæoraptor olarak bilinen fosille karşılaştırdıktan sonra, Archæoprator'un, birçok parçadan oluştuğu sonucuna vardım. İki fosilin kuyruk kısımları birbirinin tıpatıp aynıdır, fakat fosil üzerindeki diğer unsurlar Archæoprator'dan çok farklıdır. Aslında daha çok Sinornithosaurus'a benzemektedir. Ne kadar inanmak istemesem de Archæoraptor bir dromaeosaur kuyruğundan ve kuş vücudundan oluşuyor görünmektedir. Xu Xing, "Response to 'Feathers for T. rex?'", National Geographic, cilt 197, no. 3, Mart 2000
Xu Xing, New Scientist'e yaptığı açıklamasında ise "Archæoraptor'un, bir kuş gövdesinden ve dinozor kuyruğundan oluştuğu konusunda şüphe yoktur." Jeff Hecht, "Piltdown bird", New Scientist, cilt 165, no. 2223, 29 Ocak 2000, s. 12 demektedir. Kansas Üniversitesi'nde fosil kuşlar üzerine uzman olan Larry Martin ise, fosilleri ilk bulan Çinli çiftçilerin dinozor fosiline ait parçayı, kuş fosiline yapıştırdığını savunarak, "Dinozora ait kısmı kesip attığınızda, büyük olasılıkla ilginç bir kuş olacaktır" demektedir. Üstelik L. Martin, bu fosil parçalarının belki de günümüz kuşlarının en eski örneklerinden biri olabileceğini düşünmektedir. Jeff Hecht, "Piltdown bird",
New Scientist, cilt 165, no. 2223, 29 Ocak 2000, s. 12
Nitekim Pekin'deki Omurgalı Paleontoloji ve Paleoantropoloji Enstitüsü'nden Zhonghe Zhou ve Fucheng Zhang ile New York'taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Julia A. Clarke, Archæoraptor fosilini Yanornis martini türündeki eski dönemlere ait bir kuş ile karşılaştırarak bir değerlendirme yaptılar. Ekibin raporuna göre bu sahte fosilin ön yarısındaki bacakları, parmakları ve gagasının ucu, boyut ve anatomik yapısı açısından Yanornis martini kuşunun fosiline çok benzemekteydi.
Kısacası Archæoraptor, evrim teorisi için medyatik bir propaganda malzemesi olarak kullanılmış bir sahtekarlıktı. Kuş fosilinin üzerine dinozorlara ait birkaç parçanın eklenmesi ile oluşturulan bu sahte fosil, aynı zamanda evrimcilerin çaresizliklerinin de bir göstergesi olarak kabul edilmelidir. Yüz yılı aşkın bir süredir yapılan tüm çalışmalara rağmen tek bir ara geçiş fosilinin bulunamaması ve öne sürülen fosilerin de aralarında büyük morfolojik farklar bulunan özgün türlere ait olması, evrimcileri bir kez daha çıkmaza sokan bir durum olmuştur.
Darwinistler gerçeklerle yüzleşmekten kaçtıkları sürece, sahtekarlıklarla ayakta tutulmaya çalışılan bir teorinin savunucuları olmaktan öteye gidemeyeceklerdir.

ARCHÆORAPTOR SAHTEKARLIĞININ KASITLI OLARAK GÖRMEZDEN GELİNMESİ
Archæoraptor liaoningensis isimli bu sözde dino-kuş fosili, başta belirttiğimiz gibi dünyaya National Geographic dergisi tarafından duyuruldu. ABD'deki ünlü Smitsonian Enstitüsü'nün kuşlarla ilgili bölüm başkanı olan Dr. Storrs L. Olson, bu fosilin sahte olduğuna dair National Geographic'i önceden uyardığını, ancak dergi yönetiminin bunu tamamen göz ardı ettiğini açıkladı. Olson'un "tüylü dinozor"larla ilgili haberlerin perde arkasını yansıtan bu açıklamaları, National Geographic bünyesindeki Peter Raven adlı bilim adamına yazdığı açık mektupta yer almaktaydı:

1 Kasım 1999
Smithsonian Enstitüsü, Doğa Tarihi Ulusal Müzesi

Sevgili Peter,

Aşağıdaki ifadeleri sana yöneltmeyi düşündüm, çünkü senin komiten kısmen de olsa buna dahil ve sen şu an National Geographic Topluluğu'ndaki en seçkin bilim adamısın.
Kasım sayınızda Christopher P. Sloan'ın "T. Rex için Tüyler" adlı yayınıyla, National Geographic, sansasyonel, asılsız haber yapıldığı (tabloid) gazetecilikte en alt seviyeye ulaştı...

... Bu birçok zooloğun en kötü kabusu; yeni bir organizmayı adlandırma fırsatının bazı budala gazeteciler tarafından istemeden sansasyon haber haline gelmesi. Şu açıktır ki, National Geographic belirli bilimsel konularda yetkili mercilere danışmıyor.

Sloan'ın makalesi, söz konusu örneğin yasal olmayan yollarla ihraç edildiğinin bilindiğini ve "Czerkases'in şimdi Çin'e iade edilmesinin planlandığını" açıkça göstermektedir. Haziran 1996'da Washington'daki Kuş Paleontolojisi ve Evrim Topluluğu'nun (Society of Avian Paleontology and Evolution) 4. Uluslararası Toplantısı'nda 40'tan fazla katılımcı Smithsonian Kurumu'nda biraraya geldiler. Katılımcılar Çin'de bulunan fosillerin yasal olmayan ticaretini kınadıklarına dair Çin Bilimler Akademisi yöneticisine imzalı mektup hazırlamışlardı ve Çin Hükümeti'nin bu suistimale karşı acil bir önlem alması için destek vermişlerdi.

... Çin'in dışında satış için teklif edilen Liaoning'den gelen fosillerin kanunsuz olduğu, en azından 1996'nın ortalarından beri bilim camiasında ya da ticari fosil işinde olanlar için bir sır değildi.
ABD'deki temel doğa tarihi müzelerinin -tamamı olmasa da- çoğu personeline yasal olarak toplanmayan ve ihraç edilmeyen hiçbir türü kabul etmeme yasağı koymuştur. National Geographic Topluluğu böyle malzemelerin araştırılmasını desteklemekle kalmamış, sansasyon da yaratmıştır ve şimdi ünlü bilimsel enstitülerdeki araştırmacılar ahlaki, idari ve belki de yasal olarak yasaklanması gereken kanunsuz bir türü sergiliyorlar.

National Geographic'in Temmuz 1998 sayısında yayınlanan, "Dinozorlar Kanatlanıyor" (Dinosaurs Take Wing) başlıklı makalenin yayınlanmasından kısa süre önce, (makaleyi hazırlayan) Christopher P. Sloan'ın fotoğrafçısı olan Lou Mazzatenta beni National Geographic Topluluğu'na çağırdı, Çin'de bulunan fosillerin fotoğraflarını gösterdi ve bunlar hakkında yayınlanacak hikaye ile ilgili yorumlarımı sordu. O zaman, National Geographic'in göstermek istediği tablodan çok daha farklı, alternatif bakış açıları olduğunu söyleyerek itiraz ettim, ama sonunda açıkça gördüm ki, National Geographic, kuşların dinozorlardan evrimleştiği dogması dışında başka hiçbir şeye ilgi duymuyordu.
Sloan'ın makalesi (kuş-dinozor bağlantısı yönündeki) ön yargıyı tamamen yeni bir boyuta yükseltmekte ve büyük ölçüde doğrulanmamış veya belgelendirilmemiş bilgilere dayanarak, haberleri aktarmak yerine onları "üretmekte"dir. "İnsanların memeli olduklarını ne kadar güvenle söyleyebiliyorsak, kuşların birer theropod(iki ayaklı dinozor) olduğunu da o kadar güvenle söyleyebiliriz" şeklindeki basit cümlesi, bir veya bir grup bilim adamının fikri olarak dahi gösterilmemekte, sadece "editöryel propaganda" olarak kalmaktadır. Bu melodramik iddia, aslında embriyoloji ve karşılaştırmalı anatomi alanında yapılan yeni çalışmalarla çürütülmüştür, ama, elbette, bunlar (National Geographic makalesinde) hiç belirtilmemektedir.

Daha da önemlisi, Sloan'ın makalesinde çizimi yapılan ve kuş tüyleri olduğu iddia edilen yapıların hiçbirinin, kuş tüyü olduğu kanıtlanmış değildir. Bunların bu şekilde olduğunu iddia etmek, bir gerçeği dile getirmek değil, sadece bir temenni ifadesidir. Sayfa 103'te yer alan "içi boş, saç benzeri yapılar ilkel kuş tüylerini (protofeathers) karakterize ediyor" şeklindeki ifade saçmalıktır, çünkü "ilkel kuş tüyleri" sadece teorik bir varsayımdır ve dolayısıyla bunların iç yapısı daha da hipotetiktir.
National Geographic Topluluğu'nda halen gösterimde olan tüylü dinozorlar sergisi furyası daha da kötüdür ve birçok et yiyici dinozorun kuş tüylerine sahip olduğu yönündeki aldatıcı iddiayı ileri sürmektedir. Tartışmasız bir dinozor olan Deinonychus hakkında yapılan bir maket ve yavru tyrannosaurlar hakkında yapılan çizimlerde bu canlılar tüylerle kaplı gibi gösterilmektedir. Bunların hepsi hayalidir ve bilim kurgu dışında herhangi bir yerleri yoktur.

Tüylü dinozorlar ve kuşların theropodkökeni düşüncesi, sözünü sakınmadan söyleyen ve gerçekleri son derece taraflı hale getiren National Geographic'teki belirli editörlerle birlikte hareket eden hevesli bilim adamları kadrosu tarafından resmen duyurulmaktadır. Gerçekler ve dikkatlice değerlendirilmiş, bilimsel ağırlığı olan kanıtlar, programlarındaki en önemli eksiklikler olmuştur. Ki bu durum, hızla, çağımızın en büyük bilimsel sahtekarlıklarından biri durumuna gelmektedir: Soğuk füzyonun paleontolojik dengi (ile karşı karşıyayız). Eğer Sloan'ın makalesi bu fantezinin doruk noktası değilse, bir sonrakinde ne kadar yükseleceğini kestirmek zordur. Ama bir kere çılgınlık normal seyrini izledi mi ve tamamen açığa çıktı mı, National Geographic ne yazık ki tüm üzücü olayı özetleyen bir kitapta ünlü ama istenmeyen bir rol alacak.

Saygılarımla,

Storrs L. Olson

Kuşlar Bölümü Başkanı

Smithsonian Enstitüsü, Doğa Tarihi Ulusal Müzesi "Open Letter: Smithsonian decries National Geographic's 'editorial propagandizing' of dinosaur-to-bird 'evolution'"; http://www. trueorigin.org/birdevoletter.asp
Storrs Olson, USA Today gazetesine yaptığı açıklamada ise, "Problem şu ki, fosilin sahte olduğu belli bir aşamada National Geographic tarafından da anlaşılmıştı, ama bu bilgi açıklanmadı" diyordu. (Tim Friend, "Dinosaur-bird link smashed in fossil flap", USA Today, 25 Ocak 2000.) Kısacası National Geographic, tüm dünyaya büyük evrim delili olarak gösterdiği fosilin sahte olduğunu anlamasına rağmen, aldatmacayı sürdürmüştü.
National Geographic dergisinin sergilediği bu tavrın, evrim teorisi adına düzenlenen ilk aldatmaca olmadığını da belirtmek gerekir. Evrim iddialarının ortaya atılmasından bu yana, teoriyi desteklemek için geçmişte pek çok sahtekarlık yapılmıştır. Alman biyolog Ernst Haeckel, Darwin'i desteklemek için sahte embriyo çizimleri yapmıştır. İngiliz evrimciler, insan kafatasına orangutan çenesi monte edip, bunu Doğa Tarihi Müzesi'nde 40 yılı aşkın bir süre "Piltdown Adamı-Evrimin En Büyük Kanıtı" diye sergilemişlerdir. Amerikalı evrimciler, tek bir domuz dişini "Nebraska Adamı" diye lanse etmişlerdir. Dünyanın dört bir yanında, "rekonstrüksiyon" adı verilen sahte çizimlerle, gerçekte hiçbir zaman yaşamamış olan "ilkel yaratıklar" veya "maymun adam"lar tasvir edilmiştir.
Tüm bunların ardından şunu sormak gerekir: Archæoraptor bir sahtekarlık ürünüdür. Peki ya diğer "dino-kuş" fosilleri?
Bu konuda yorum yapan uzmanlardan biri, Alan Feduccia'dır. Aşağıdaki satırlarda Feduccia'nın Discover dergisinin Şubat 2003 sayısında bu konuda yayınlanan bir röportajından alıntılar yer almaktadır. Kendisi de bir evrimci olmasına rağmen, bulunan fosillerin evrime bir delil olmadığını, bu konuda sahtekarlıklara başvurulduğunu açıkça ifade etmektedir:
Discover: Çin'de bulunan bazı dinozor fosilleri kuş tüyüne benzer şeylere sahip. Bu, dinozorlarla kuşlar arasında bir bağlantıyı kanıtlamıyor mu?
Feduccia: İnsanlar bu ince telli yapıların -"dino tüylerin"- ilkel tüyleri temsil ettiğini kabul ediyorlar. Ama bunlar tüylere benzemiyor ve tüylerle ilgili bir şey olduğuna da inanmıyorum. Bana korunmuş deri lifleri gibi geliyor... Kuşların iri pullarını (kuşların ayaklarındaki pullar) morfojenik kemik proteni uygulamasıyla tüylere dönüştürebilirsiniz. Bu yüzden insanlar tüylerin evrimini düşünürken ince liflerin pullarla tüyler arasında bir ara form olduğunu düşünüyorlar, aslında bu aşamaya ihtiyaç yok... Türlerin üzerinde korunmuş gerçek tüyleri gördüğümüzde, tüylere sahip olan ikinci dereceden uçmayan kuşlara baktığımızda ve yüzeysel olarak dinozorlara benzediğine ya da türlerin gerçekten dinozorlarla akraba olup olmadığına dikkatlice karar vermeliyiz. Şu an bu, sahte fosiller nedeniyle uğraşılması gereken zor bir mesele.
Discover: Şimdiye kadar yalnızca bir tek tüylü dinozor Archæoraptor sahte olarak kamuoyuna açıklandı. Başkalarının da olduğuna mı inanıyorsunuz?
Feduccia: Archæoraptor buz dağının yalnızca ucu. Orada sahte fosillerden çok var ve tüm alanın üzerinde karanlık bir gölge yapıyor. Fosil gösterimlerine gittiğinizde hangisinin sahte olduğunu hangisinin sahte olmadığını söylemek zor. Çin'in kuzeydoğusunda Liaoning Eyaleti'nde en son, tüylü oldukları iddia edilen dinozorların bulunduğu tortulların yakınında bir sahte fosil fabrikası olduğunu duydum. Nature gibi dergiler türlerin doğruluğunu araştırmayı istemiyor ve türler hemen Çin'e geri gönderiliyor, bu yüzden kimse onları inceleyemiyor... Tüm bu malzemelerin doğruluğunu kanıtlamanın bir yolu yok.
Discover: Niçin biri sahte fosil yapar?
Feduccia: Para. Çin'de fosil ticareti büyük bir iş haline geldi. Bu sahte fosiller yıllardır çok büyük paralarla karaborsada satılıyor. İyi bir taklit yapabilen herkes iyi kar yapıyor.
Discover: Eğer şüphelenmeniz için iyi sebepler varsa, niçin bilimselliğin uç noktasında gibi algılanıyorsunuz?
Feduccia: Avlunuzdaki kuşlara bakarak canlı dinozorları seyretme fikri kuş yetiştiricilerini çok duygulandırıyor. Popüler basın doğal olarak bunun üzerine atladı. Aynı zamanda bir para oyunu. Birçok müze kuşların yaşayan dinozorlar olduğu fikrinin reklamını yaptı ve bu bağlantıyı sergilemek için çok yüksek miktarda para harcadılar. Ek olarak, bazı paleontologlar otuz yılı kuşların dinozorlardan evrimleştiğini söyleyerek harcadılar, bu yüzden profesyoneller de işin içinde.
Discover: Sizi kuşların dinozorlardan evrimleştiğine ikna edecek hiçbir şey var mı?
Feduccia: Kuşların evrimleştiğinin düşünüldüğü zamanda birçok theropod dinozor vardı, ama kuş benzeri önemli özelliklere sahip değiller...
Discover: İlk başta tartışmaya nasıl dahil oldunuz?
Feduccia: 1980'de kuşların kökeni hakkında bir bölüm yazmak zorunda kaldığım The Age of Birds (Kuşların Çağı) adlı kitabı yazana kadar gerçekten de kuşların kökeni ile ilgilenmiyordum. Mümkün olduğunca dürüst olmaya çalıştım, ama kuşların dinozor kökeni tarafında kesinlikle yer almayınca, inançlara karşı çıkan kişi olarak görüldüm�/strong> Eğer bu araştırmacılar haklı olduklarına o kadar ikna olmuşlarsa, benim düşündüğüm şey niçin bir fark oluştursun? Niçin bu kadar çok öfkelendiler? Yıllar geçtikçe kuşların kökeni problemine daha detaylı bakmaya başladım ve baktığım her yerde sanki iğne deliğinden halat geçirmemiz isteniyordu. Alan Feduccia, "Plucking Apart the Dino-Birds", Discover, February 2003, cilt 24, no. 2



http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/88.jpg
Bir evrim sahtekarlığı: Kuş gövdesine monte edilmiş dinozor kuyruğu. (solda)

Washington'da Ekim 1999'da National Geographic Derneği tarafından düzenlenen basın toplantısında Archæoraptor fosilinin, kuş ve dinozor tüylerinden oluşan karışımı, "dinozorları kuşlara bağlayan kompleks zincirdeki gerçek kayıp halka" olarak tanıtılmıştı. Fakat şimdi bu bağlantıyı oluşturanın evrim değil, tutkal olduğu anlaşıldı. Bu sahtekarlık mizah dergilerine de malzeme olmuştu

Feduccia, ortaya çıkarılan "dino-kuş"ların sahte olması ihtimalinden söz etmektedir. Eğer sahte olmasalar bile, bu canlıların üzerinde yer alan ve "tüy" olarak gösterilen yapıların, gerçekte kuş tüyleri ile ilgisi olmadığını gösteren önemli kanıtlar vardır. Bunları ilerleyen sayfalarda inceleyeceğiz. İngiliz bilim dergisi New Scientist'te ise aynı konuya, yani fosil sahtekarlıklarına şöyle yer verilmektedir:

Çin'e ait satılık kuş fosillerinin çoğu bir şekilde süslenmişti. Bir kısmı eksik özelliklerinin eklenmesiyle, bir kısmı da muhtemelen birkaç fosilin kırık parçalarının biraraya getirilmesiyle oluşturulmuş olabilirdi. Louisiana'da New Orleans Üniversitesi'nde bir paleontolog olan Kraig Derstler, "ticari pazarda gördüğüm neredeyse herkes, rekonstrüksiyonlarını daha iyi gösterecek şeylere sahipler" dedi.

İlk paleontologların çoğu eksik olan bir ya da iki kemiği eklemede bir sakınca görmediler. Hem Amerikan Doğa Tarihi Müzesi hem de Pittsburgh'daki Carnegie Müzesi, 1880'lerde farklı dinozorlardan aldıkları kafatasları ile Apatosaurus'un fosil iskeletlerini elde ettiler. Ama iyi korunmuş Çinli kuş fosilleri çok karlı kazançlara neden oldu. Derstler, "Geçen 20 yıldan fazladır, yapıştırıcılar ve taklit kayalar yapılması çok kolay, ama ayırt edilmesi çok zor bir hale geldi" diyor.

Problemler kuş fosillerini bulup çıkaran Çinli köylülerle başlıyor... Fosillerden bir vurgun yapacaklarını öğrendiler. Jeff Hecht, "F is for Fake: Only an X-ray will stamp your fossil bargain as authentic", New Scientist, 19 Şubat 2000

Haberin devamında ise bazı "kompozitlerin" (birleştirilmiş fosillerin) uzmanların dahi aldanabileceği kadar ustaca yapıldığından bahsedilmektedir:

Los Angeles Bölgesi'nin Doğa Tarihi Müzesi'nden Luis Chiappe, bir örneğin kendisinde şüphe uyandırdığını hatırlatıyor. "Bu örnekte problemin ne olduğundan emin değildim" diyor. Fakat dikkatli ölçümler bir bacağın diğerinden uzun olduğunu gösterdi. Ancak dikkatli bir şekilde incelediğinde, iki parçayı birbirine yapıştıran bir harç olduğunu fark etti. Chiappe "Yüzeyde, gerçekten böyle bir şeyi fark edemezsiniz." diyor. Martin ise "Şu anda, X ışınlarını görene kadar artık bu örneklerin hiçbirine güvenmiyorum" diyor. Bunlar kayanın içindeki ek yerlerini ya da boşlukları ortaya çıkarmaktadır.

Larry Martin Çinlilerin bu sahtekarlıklara bakış açısını şöyle dile getirmektedir:

Çiftçiler bunun yanlış olduğuna inanmıyorlar, fosili satışa daha uygun hale getirmek için ona, bozulmuş bir şeyi onarma sanatı olarak bakıyorlar�Fosillerle ilgili tüm ticari piyasa aldatmacalarla delik deşik edilmiş durumda. -Jeff Hecht, "F is for Fake: Only an X-ray will stamp your fossil bargain as authentic", New Scientist, 19 Şubat 2000



http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/89.jpg

HAYALİ ÇİZİM
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/90.jpg

Evrim teorisini körü körüne savunan bir kısım bilim adamları, buldukları her fosili hayali evrim şeması içinde bir yere koymaya çalışmaktadırlar. Bu taraflı fosil yorumculuğunun sonucu olarak, sahte fosilleri yeterince incelemeden bir evrim propagandasına dönüştürmektedirler. Bu da onları kaçınılmaz olarak bilimsellikten uzaklaştırmaktadır.

Pekin'deki ünlü Paleontolog Xu Xing ise, Archæoraptor adlı fosilin sahte olduğunu teşhis ederken, bu konudaki gerçekleri şu ifadelerle açıklamaktadır:

Birçok parça ticari amaçlarla ülke dışına kaçırıldı. Bu, bilim için bir felakettir. Parçalar çalınıp kaçırıldığında bazen fosil parçaları yanlışlıkla birleştirilir. Bu büyük bir yanlış olabilir ve kamuoyunu yanlış yönlendirir.

Resmi önlemlere rağmen ülkeden gizlice çıkarılmaya devam eden Çin'deki fosiller için problem daha da ciddidir.Gizlice çıkarılan örnekler, çok sayıda kişinin elinden geçmekte ve sonra Amerika, İtalya ya da Almanya'daki varlıklı olmayan kişiler tarafından -eksik parçaları yerine koymak üzere- toprak kayayla karışmış yapıştırıcılarla onarılmaktadır. Louisiana'daki New Orleans Üniversitesi'nden Kraig Derstler, bu fosillerin sahte olup olmadığını "Bir mikroskop, ultraviyole ya da X ışını kullanmadan bunu ayırt edemezsiniz." diye belirtmektedir. Jeff Hecht, "F is for Fake: Only an X-ray will stamp your fossil bargain as authentic", New Scientist, 19 Şubat 2000

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/91.jpg

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/92.jpgYaklaşık 142 milyon yıllık Confuciusornis adlı kuş fosilinin de, bir müze ya da üniversitedeki bir akademi üyesi yerine, ilk olarak bir satıcı tarafından görülmesi, özel koleksiyoncuların ellerinde tuttukları fosillerin değerinin göstergesidir. Halkın paleontolojiye olan ilgisinin artmasıyla birlikte, fosiller için milyonlarca dolarlık bir piyasa oluşmuştur. Çin, Rusya, Avustralya ve diğer yerlerden fosil satın alan ya da çalan, sonra da bunları Batı'daki varlıklı koleksiyonculara satan kaçakçılar, bu alanı bir endüstriye dönüştürmüşlerdir. Çok iyi korunan ya da az bulunan fosil örnekleri, ünlü resimler gibi hedef haline gelmiştir. Nitekim son yıllarda binlerce dinozor yumurtası ve 100'den fazla kuş fosili uluslararası piyasada satılmıştır.

Bu nedenlerden ötürü gittikçe gelişen fosil ticareti bilim adamları açısından ciddi bir sorundur. Bilim adamlarına göre fosillerin bulundukları katmanla ilgili bilgiler de, kaçakçılık yüzünden sürekli olarak kaybedilmektedir. Aynı zamanda özel koleksiyonlardaki örnekler üzerinde, bilim adamlarının gerektiği gibi çalışma yapamamaları da ayrı bir sorundur.

İşte 90'lı yılların başlarından bu yana dünyada estirilen "dino-kuş" furyası, böylesine aldatıcı bir zemine dayanmaktadır. Kuşların dinozorlardan evrimleştiği tezi Darwinistler arasında çok popüler olduğu, ama buna dair hiçbir kanıt bulunmadığı için, sahte kanıt üretip satmak karlı bir iş haline gelmiştir. İnsanlara bilimsel kanıt diye gösterilenler, işte bu "ticari sahtekarlığın" eserleridir.

Ünlü kuş bilimci Alan Feduccia bu konu ile ilgili son sözü şöyle söylemektedir:

Keşfettiğim şey, dino-kuş meselesinin tamamen bir aldatmaca olduğudur. -Alan Feduccia, J. David'e email, 26 Ekim 1999; http://www.answersingenesis.org/ docs/4208news2-3-2000.asp